24 Ocak 2012 Salı
eğer ruhuma bakmak istersen..
Şimdi sana bir tango çalacağım.
Büyüdüğünü nasıl idrak eder insan? Acı çekerek mi, bir kere karnına kramp girdiğinde mi, dizleri ağrıdığında mı? Yaramazlıklarından utandığında mı? Hiç mi yoksa? Anlamadan biter mi ömür? İtiraf et, hayal ediyorsun 80'li yaşlarını. O zamana dek tükenmeyi bekleyen uzun ömrüne dayıyorsun sırtını. Abuk subuk ne kadar madde varsa onlara inanıyorsun, arabalara, sokaklara, kostümlere, tabelalara, etiketlere, ismine ünvan eklenmiş kartvizitine. Kolay geliyor çünkü öylesi. Büyüdükçe çekiliyorsun başka sevgilerden, merhametten, özveriden, mutluluktan, paylaşmaktan. Binbir entrika kaplıyor zihnini. Alınıyorsun. Kızıyorsun. Uykuların kaçıyor. Başkaları için giyiniyorsun her sabah. Başkaları yüzünden aynaya bakıyorsun son kez çıkmadan. Yürüyüşündeki güvensiz sendelemeler bile başka gözlerden. Güzel oyuncaklar ediniyorsun. Kocaman bir fanus içinde hareket ediyorsun. Kısıtlıyorsun. Övünüyorsun gizliden gizliye, takdirler senin kıymetlin oluveriyor. Geçtiğin kapılar, girdiğin kalabalıklar, sana ait olmayanlar.. Hepsine binlerce poz veriyorsun edindiklerinle..
Ayaklarını yerden kesen dört teker üstüne oturduğunda; sollayanlar, solladıkların.. O dört tekere üfledikçe, takdirlerini, imrenişlerini görüşün birazcık daha kabartıyor seni. Seviyorsun. Seviniyorsun.
Paylaşım sitelerine gittiğin güzelim ülkelerin en görsel şölenlerinde karelendiğin fotoğrafları koyuyorsun. Ardında poz vermiş olan yıllanmış güzellik değil mühim olan. Etiketi, diğerlerinin hisleri. Huzursuzluğu belki.
O fotoğrafları yakalayabilmek için her köşede aslında bin bir duygu pervaneletecek olan taşları kaçırmış olmanın hiç bir önemi yok senin için. Oradaki fısıltıları duymadan kapatıyorsun sayfaları. Yaşam belirtisi yokmuşçasına bir çırpıda objeleştiriyorsun her şeyi. Sıradanlaştırıyorsun. Belki başka gözleri kaçırıyorsun. Sana selam vermeye yeltenecek başka yürekleri. Kulakların tıkanmış, gözlerin kapanmış, sen olmaktan çok başkalaşmış bir bedenle çarçabuk tüketiyorsun. Oradan kopuşun ardından etiketlediğin 'sen'e gelecek övgüler, beğeniler daha bilinmez binbir duygu seni daha fazla mutlu ediyor çünkü artık.
Sonra..
Sonra, hani o kostümlerden çıktığında, belki fönlettiğin saçını topladığında, jöleli kafanı yıkadığında, makyajını çıkarttığında, sakalların uzadığında.. Bizim görmediğimiz o ''sen'' halindeyken portmantonun önünde paslaşıyorsun kendinle saniyeden kısa müddetlerde. Kendinden kaçıyorsun. Sevmiyorsun çünkü aslında. Annene, babana, sevdiğin kadına, aşık olduğun adama hep başkası oluyorsun. Olmayı beklediğin kişiyi oluyorsun. Tıpkı kendi sesini işittiğinde uğradığın hayal kırıklığı gibi, onu duymaktan kaçındığın gibi, kendini görmekten de kaçınıyorsun.
Öyle kaptırıyorsun ki çok sesli orkestrayla dönen dünyaya kendini. Ne her an bitebileceğini idrak ediyor beynin, ne de ıskalamak nedir algılayamıyorsun. Öyle seviyorsun ki kılıklarını, seni o kılıkta sevince başkaları, ancak o zaman onları da seviyorsun. Aslında sevgilerini bile giydiriyorsun. Tıpkı bedenin gibi, hissetmeden, içine çekmeden, olmasını istediğin biçime sokarak. Sonra başkası..
Bu yüzden ileri tarihlere randevular vermeye cesaret ediyorsun. Bu yüzden kaçırıyorsun. Korkuyorsun. Yüreğinin senin olmadığı o zamanlarda yaşıyorsun. Gerçekten hissettiklerini unutuyorsun. Doğrularını saptırıyorsun başka rotalara..
Daha neler neler..
Bana gelince. Ben böyle biri olamadım, henüz ikiyle başlayan yaşlara yeni varmış ömrüm boyunca hiç.
Çırılçıplak dolaştım. Kalbime kadar soydum kendimi. Senin kat kat giydiğin kostümlerden, sertleşmiş derilerinden, belki de ellerinle koruduğundan hiç dokunmadı kalbine ne sevgiler; ne de gürültüyle yıkılan hayallerinden fırlayan kıymıklar. Batmadı. Benimse kalbim dışarıda attı. Özgürce attı ama. Dans ederek, gülümseyerek, parçalanarak, toplanarak. N'aptıysa kendi yaptı. Tozlandı, çamurlandı, yıkandı, titredi, yandı. Yaşadı hepsini, sonuna kadar. Hissetti en derinine kadar. Hiç bir zaman örtmedim üzerini. Belki gücüm yetmedi. Örtmediler. Örtmediniz.
Çamurlansa da, tozlansa da, yıkılsa da, bazen dursa da..
Böyle büyüyorsun hayatta. Düşe kalka büyüyorsun.
Öyle büyür çünkü çocuk. Sakladığı, bilmediği, tanımadığı korkuları hissedince, hayal kurup da hepsi bir çırpıda koca bir gürültüyle kırılınca büyür. En çakıllı yerde ayağı kayıp düşünce büyür. Kalbini düşürünce büyür. Belki onu yerinden sökünce, ya da tortulu yüreğini temizlerken büyür.
Tek başıma yapamam sandığım, tir tir titrediğim zamanlar oldu korkumdan. Yapayalnız çaresizce nefesimi yuttuğum zamanlar dizlerimi karnıma çekip harap olduğum zamanlar. Yalnız yapamam sandığım kocaman şeyleri kaldırdı yüreğim. Metanetime de gücüme de hayretle baktığın zamanlar tükettim. Ağzımı açık bırakacak şaşkınlıklar. Uçsuz bucaksız mutluluklarım da oldu. İncittiğim..
Küçüğünü sevdiğimden her şeyin ve yetinmesini bildiğimden minicik virgüllerde patlattım en büyük kahkahalarımı. Olmadık zamanlarda dans ettim. Canım ne istediyse onu hissettim. Öpmek istedim, sarılmak istedim, dokunmak istedim. Yüreğimden işittikçe, sonunu sağını solunu düşünmedim.
Böyle olacak, hayal ettiğim o 80'li yaşlara kadar da böyle olacak. Değiştiremem ki, giyinemem bilmediğim kostümleri. Benim olmayan hikayeleri. Bana baktıklarında gözlerimde, kalbimde, bedenimde görecekler yine hissettiklerimi. Mutsuzken mutluluk oyunları oynamayacağım, mutluyken de melankoli çarpmayacak bedenime. Cam fanuslarım olmadan, sokak çocuğu olacağım hayatın. Dizlerim parçalanarak, toz toprakta yuvarlanarak. Kalbim acıyarak, korkarak, coşarak, ağlayarak.
Buyum ben!
Bu olmaktan mutluyum. Sokak ortasında dans edebilen ayaklara sahip olabildiğim için. Severken de, giderken de, tükenirken de, güçlenirken de özgür olabildiğim için.. İçimde doğurduğum tüm benliklerim için. Korkma tesellileriyle kendime sarılabildiğim için. Gözlerimle fotoğraf çekebildiğim için. Unutmadığım için. Gülümseyebildiğim için. Gamzelerim için. İnandıklarım için. Gerçekten, hissedebildiğim için.
İşittiğin müzikte duyuyor musun eylülü şimdi? Görüyor musun sahiden? Aslında gözlerimin içinin güldüğünü artık, dans edebildiğimi yeniden? Mutluluk kaçtığını görüyor musun boğazıma?
Bir kez daha başardığımı görüyor musun?
Yanıma oturduğun ilk gün, tüm ızdırabımı sezdiğin, seyrettiğin o gün, kurduğun cümlelerin şimdi gerçek olduğunu biliyorsun diğ mi.. Hayatta hala inanacağım çok güzellik olduğunu biliyorsun.
Gözlerime, parmaklarınla denizleri hatırlattığını, güneşin yaktığını, rüzgarın burnumu kızartışını, kestanenin tadını, gözlerimi kapatınca duyduğum melodilerin uçsuz bucaksızlığını, dondurmayı, arnavut kaldırımlarını, konser biletinin heyecanını, göz bebeklerime gerçekten bakan insanları bana gösterdiğini..
Biliyorsun diğ mi..
Kendimi yeniden hissettiğimi, artık görebildiğimi biliyorsun..
Sonsuza kadar çırılçıplak kalacağımı biliyorsun..
23 Ocak 2012 Pazartesi
bazı şeyler söylenmeden güzeldir.
Köşede mırıldanan bir nihavend.
Ud; güzel sesli ud.
Dönüyorum sağa, yetmiyor. Yuvarlıyorum bedenimi kalbimin üstüne. Uçsuz bucaksız atlıyorum zamanı, çağlar gibi, kocaman ilerliyor. Bir günü bir asır gibi kapatıyorum. Çevirdiğim sayfalar bitti. Gözlerim yorgun, yenilerine hasret. Güneşe seslenirken su; oyalıyor bedenimi. Güçlendiriyor. Kör vakitlerde günaydınlar yakalıyorum, olmadık kimselerden. Pencereyi açıyorum günün bir vakti, kaçamak rüzgarla koklaşıyoruz. Gıdıklıyor ruhumu, şükre itiyor beni. Kepçe elimde şarkı tutturuyor dudaklarım.. Tencere kapak; meşk ediyoruz. Damak titreten tat oluveriyor birden.
ve ben kokusunu seviyor(d)um bir tek yazın.
Taptaze kokusunu.
Sabah kokusunu.
21 Ocak 2012 Cumartesi

Bi bankta, deniz kıyısında oturan insanları seyrettim bi gün. Zihinlerinden geçenleri hayal ettim. Umutlarını, tutkularını, kırgınlıklarını.
Hayatı düşündüm bi gün bi başıma o köşeden bakarken. Karşılıksız verilmiş bir hediye oluşunu ve zamanı geldiğinde yine karşılıksız geri verecek olduğumuzu. Kokularımı, tatlarımı, heveslerimi, duygularımı , beklentilerimi, hayallerimi, arzularımı, biçimlerini hayatımın bir bir. Eledim. Gelmişle, geçmişle. İkiye savurdum ne varsa.
Cebimden bir kuple çıktı. Ömer hayyam. Hani bu bloga ilk çiziklerimi atarken ettiğim o iki kelam. Sesli okudum.
"Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok."
Yankılandı durdu kulağımda defalarca..
En sevdiğim şarkım oldu. Başka, taptaze..
Bi nefeste çektim ciğerlerime boğaz havasını. Yepyeni silüetlere gülümsedim.
Yürürken öyle, yalnızlığıma aşkım, derinlemesine yaşayışım, kurtuluşlarım, olan biten ne varsa şükrettim.
Başımı göğe yükseltip kapadım gözlerimi.
Sonra birden..
Yeniden başladım yazmaya.
Yaşamaya..
4 Ekim 2011 Salı
mahrem
Bazı notalar var ki, hangi enstrumandan çıkarsa çıksın tıkar boğazımı sımsıkı.
Daralır, huzursuzluğu burnuma kadar çeker sırılsıklam bi suratla otururum tüm gece.
Sebebi mühim değil, tıpkı yaşananların olmadığı gibi.
Kalabalıkta farkettiğin bir surat, yüzü aşkın silüet içinden öylece seçtiğin.
Göz bebeklerinden içeri girdiğin.
Bu gün de böyle işte, biraz zor..
12 Eylül 2011 Pazartesi
18 Ağustos 2011 Perşembe
Kitaplara dokunurum.
Sol elim; kalbime yakın olan elimdeki beş parmağımın beşiyle.
Sonra aralar, gözüme takılan ilk cümleyi kazırım aklıma. Bazen uzun olur zihnim yetmez, bazen kısacık, çabucak.
Bazen de onlar bana dokunur.
İçime. Gözlerime. Kalbime.
Sığdıramam.
8 Ağustos 2011 Pazartesi
manifesto.
Canım okulum %16,5 zamla eski öğrencisine 20 bin lira ödetecek miş bu yıl. Yeni girecek olanaysa 27 binle kapı açıyor. Bu güne kadar %10'dan öte zam görmememize rağmen bu sene egomuzu bu kadar yükselten şey olsa olsa siyaset meydanının kapatılan sergi alanımıza kurulmuş olması falandır.
Yoksa; bir türlü oturtulamamamış bir sisteme; hiç gocunmadan kaliteli ne kadar hoca varsa akademik kadrodan yok edebilme meziyetine, hiç bir talebimize, dilekçemize tenezzül edipte cevap vermeyen, akademik yapılanma olarak senede (az-çok) 2 sempozyumu geçemeyen, dünya kaynarken elizabeth taylor'ın ölümüne dair fahri cenaze düzenleyecek kadar yasta olup ta ileri demokrasi üzerine söyleyecek tek kelimesi olmayan, ders sırasında şenlik adı altında okulun içinde betül demir konseri verdiren, kilitli kapılar ardında oturup öğrencinin sinir sistemi üzerinden ego tatmin eden bir zihniyete bu parayı ödüyor olamayız. olamayız diğ mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



